TARHAN Ailesinin Soy Ağacı

Yalnızlık ve izole yaşam otizm riskini artırıyor

Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, "Genetik olarak otizme yatkınlık gösteren bir birey erken yaşlarda fark edilip, doğru eğitim alırsa otizm belirtileri göstermeyebilir" dedi.

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, otizmin son yıllarda artış göstermesinin sebeplerini ve otizmli çocukların eğitiminde nelere dikkat edilmesi gerektiğini AA Stratejik Analiz'e değerlendirdi.

Otizm tanısı alan çocuk sayısı her yıl artıyor. Bunun nedenleri nelerdir? 

Son yıllarda otizm tanısı konulmasıyla ilgili önemli bir gelişme yaşandı. Otizm, nörogelişimsel bir bozukluk olarak yeniden tanımlandı. Nörogelişimsel bozukluklar, beynin doğum öncesi dönemde başlayan ve beyin gelişimiyle ilgili bir alanı kapsıyor. Bu alanın gelişmesiyle birlikte beyinle davranış arasındaki ilişki daha iyi anlaşılmaya başlandı. Böylece, nörogelişimsel bozuklukları tanımak daha kolay hale geldi ve tanı yelpazesi genişledi. Bu durum, bazı belirsiz veya şüpheli durumların da otizm spektrumuna dahil edilmesine yol açtı. Dolayısıyla otizm tanısının artmasının sebeplerinden biri de bu.

Bir diğer önemli etken ise toplumda farkındalığın artması. Artık, otizmli çocuklar daha fazla fark ediliyor ve "özel çocuk" olarak kabul edilerek topluma entegrasyonu sağlanıyor. Bu sayede, otizmin sosyal ve iletişimsel öğrenme güçlükleri gibi özellikleri daha iyi anlaşılabiliyor ve tanı konulabiliyor. Ancak bunun dışında kesinleşmemiş ve tartışmalı bazı faktörler de bulunuyor. Özellikle çevre kirliliği ve vücuttaki hafif metal birikimi, otizmin artışına neden olabileceği düşünülen alanlar arasında yer alıyor. Gıdalar, asfalt tozları ve çevresel kirleticiler gibi faktörlerin bu birikime yol açtığına dair bazı araştırmalar mevcut. Ayrıca annelerin doğum öncesi dönemde enfeksiyon geçirmesinin etkisi de üzerinde durulan bir diğer konu. Örneğin, Kovid-19 geçiren annelerin çocuklarında otizm oranının artıp artmadığı şu anda önemli bir araştırma konusu. Kovid-19'un, çocukların beyin hücrelerinde olumsuz bir etki yapıp yapmadığı araştırılıyor.

Otizm, çok faktörlü bir hastalık olup, tek bir gene ya da nedene bağlı değildir. Ancak, genetik yatkınlık üzerinde yapılan birçok çalışma, otizme yatkınlık taşıyan bireylerin, belirli çevresel etmenlerle karşılaştıklarında otizm geliştirebileceğini göstermektedir. Yani, genetik olarak otizme yatkınlık gösteren bir birey, erken yaşlarda fark edilip doğru eğitim alırsa, otizm belirtileri göstermeyebilir.

Teknoloji ile otizm görülme sıklığı arasında bir bağlantı var mı?

Teknoloji ile otizm arasındaki ilişkiyi inceleyen kesin bir kanıt bulunmamakla birlikte, otizme eğilimli çocukların teknolojiye daha yatkın olduğunu gözlemliyoruz. Bunun nedeni, otizmin temel belirtilerinden biri olan tekrar etme davranışlarıyla ilişkili olabilir. Otizmli çocuklar sıklıkla aynı şeyleri tekrar ederler, örneğin rutinlerine sıkı sıkıya bağlıdırlar. Odanın düzeni değiştiğinde aşırı tepki gösterebilirler. Ayrıca, yeniliklere geçişte zorluk yaşarlar ve katı düşünce tarzlarına sahiptirler. Örneğin, belirli selamlaşma ritüelleri, yürüme veya konuşma alışkanlıkları geliştirebilirler.

Otizmli çocukların ince motor becerileri, kaba motor becerileri, dil gelişimi ve sosyal becerilerinde de genellikle bozukluklar görülür. Bununla birlikte, bazı otizmli çocuklar, özellikle matematiksel zekada yüksek bir yetenek gösterirler. Örneğin, otizmli bir çocuk karmaşık hesaplamaları kolayca yapabilirken, günlük hayatta temel sosyal becerilerde zorlanabilir. Bu, "sosyal otizm" olarak tanımlanan bir durumu işaret eder. Bu tür çocuklar, mantıklı düşünme konusunda güçlü olabilirler, ancak duygusal ve sosyal becerilerde zayıf kalırlar.

Bilgisayar teknolojisi ile fazla meşgul olan bazı bireylerde, matematiksel zeka öne çıksa da sosyal becerilerde eksiklikler görülebilir. Bu durum, bilgisayar korsanları gibi bazı gruplarda da gözlemlenebilir. Bu kişiler olağanüstü bir zekaya sahip olabilir, ancak sosyal ilişkilerde zorluklar yaşayabilirler. Hatta bazı araştırmalar, aşırı bilgisayar kullanımı sonucu öğrenilmiş otizm vakalarından bahsetmektedir. Bu vakalar, çocukluk çağında sosyal becerilerde hiçbir belirti göstermeyen ancak teknolojiye aşırı bağlılık sonucu farklılaşan bireylerdir. Neyse ki bu tür vakalar çevresel değişikliklerle düzeltilip eski haline dönebilirler.

Otizmin biyolojik boyutuna bakıldığında, otizmli bireylerin beyinlerinde "ayna nöronlar" adı verilen yapılar düzgün çalışmamaktadır. Ayna nöronlar, empatiyle ilgili olan ve başkalarının duygularını anlamamıza yardımcı olan nöronlardır. Bu nöronlar düzgün çalışmadığında, kişi kendi duygularını ve başkalarının duygularını anlamakta zorlanır. Bu, otizmli bireylerin sosyal etkileşimlerde empati kuramamaları ve ilişkilerde zorluk yaşamalarına yol açar.

Sonuç olarak, otizmli bireylerde duygusal ve sosyal becerilerdeki zayıflık, beyinlerindeki ayna nöronların düzgün çalışmamasından kaynaklanır. Bu durum, sosyal etkileşimde güçlük çekmelerine ve toplumsal uyumsuzluklar yaşamalarına yol açar. Otizmin kesin tanısını koyarken, bu tür belirtiler genellikle zihin kuramı testleriyle netleştirilir.

Otizmin rengi neden mavi?

Otizmin mavi rengi, tam olarak ne zaman başladığını hatırlamıyorum, ancak bu trend, otizm farkındalık günleri sırasında mavi ışık yakma kampanyası ile popülerleşti. Bu sloganla birlikte, "gece mavi ışık yak" şeklinde bir çağrı yapıldı.

Mavi rengin özel bir anlamı vardır, mavi ışık, sınırsızlık ve özgürlük gibi kavramları ifade eder. Otistik bireylerin en belirgin özelliklerinden biri, sınırları öğrenme ve anlamada zorluk yaşamalarıdır. Sosyal, duygusal ve düşünsel sınırları kavrayamamak onların yaşamlarında önemli bir zorluk oluşturur.

Bu yüzden, sınırsızlık ve özgürlüğü simgeleyen mavi renk otizmle ilişkilendirilen bir renk olarak seçilmiş olabilir. Bu projeyi başlatanlar, otistik bireylerin sınırlarını öğrenemedikleri gerçeğiyle mavi rengin anlamlı bir bağ kurabileceğini düşündüler. Başka bir özel nedeni olduğunu düşünmüyorum ancak bence bu bağlamda mavi rengin seçilmesi oldukça anlamlı.

Otizmli çocukları hayata kazandırmak için neler yapılmalı?

Otizm oranları son yıllarda önemli bir artış gösterdi. 2000'li yıllarda 150 doğumda bir otizm görülürken, 2020'ye gelindiğinde bu oran 36 doğumda bir olarak kaydedildi. Yani, otizmli çocuk sayısında 20 yıl içinde 5-6 kat bir artış yaşandı. Bu artışın sebeplerinden biri farkındalığın artması olabilir. Örneğin, İsveç'teki otizm oranı, Afrika'dan gelen göçmenlerin çocuklarında, bulundukları ülkenin ortalamasına yakın bir seviyeye geliyor. Bu da, kültürel ve çevresel etkenlerin otizmi tetikleyebileceğini düşündürmektedir. Hızlı yaşam temposu, teknoloji ve modern yaşam tarzı, otizmin artışına yol açan etkenler arasında sayılabilir.

Bununla birlikte, sosyalleşmenin az olduğu, yalnızlık ve izole bir yaşam tarzının hakim olduğu toplumlarda otizm riski artıyor. Tek ebeveynli aileler ve kırılgan aile yapıları, çocukların sosyal gelişimini engelleyebilir. Çocuklar, sosyal etkileşim yoluyla öğrenir. Eğer bir çocuk sosyal ortamlarda büyüyorsa, otizm yatkınlığı olsa bile genetik ifadesi göstermeyebilir. Ancak izole bir ortamda büyüyen bir çocukta bu yatkınlık daha belirgin hale gelebilir.
Otizmli çocukları hayata kazandırmak için doğru bir tanı koymak çok önemlidir. Otizm, hafif, orta ve şiddetli derecelere ayrılır. Hafif otizmde, çocuklar liseyi ve üniversiteyi bitirebilir hatta evlilik hayatı da kurabilir. Ancak bunun için özel eğitim, duyu bütünleme terapisi ve ergoterapi gereklidir. Erken tanı konulması otizmli çocukların gelişiminde büyük bir fark yaratabilir. Otizmli bir çocukla erken dönemde doğru bir şekilde ilişki kurmak çok önemlidir. Bu çocukların gülme ya da diğer duygusal tepkilerini anlamak zor olabilir çünkü duygusal aktarımda zorluk yaşarlar.

Otizmli çocuklarda en yaygın erken belirtiler arasında gecikmiş konuşma bulunur. Örneğin, 1,5-2 yaşındaki bir çocuk iki heceli kelimeler kurabilmelidir. Eğer 3 yaşına kadar konuşma gelişmemişse bu durum otizm belirtisi olabilir. Erken dönemde bu tür bir gecikme görülüyorsa, müdahale etmek önemlidir. Eğer bir çocuk, özellikle 0-3 yaş arasında çok fazla ekranla vakit geçiriyorsa, beynindeki dil üretme alanı yeterince uyarılmadığı için konuşmayı öğrenemeyebilir. Ekran maruziyeti, otizme yatkınlık varsa şiddetli öğrenme güçlüklerine ve sosyal öğrenme problemlerine yol açabilir. Ayrıca çoklu ekran bağımlılığı da dikkat bozukluklarına neden olabilir.

0-3 yaş arasında, çocukların yalnızca ebeveynlerinin gözetiminde ekranla zaman geçirmeleri gereklidir. 3 yaşından sonra günde 1 saatten fazla ekran kullanılmamalıdır. Bu dönemde, çocuklar soyut öğrenmeye başlar ancak bu süreç ekran maruziyeti ile kesilebilir. Bu nedenle, ekran kullanımını kontrol etmek çok önemlidir. Otizm tanısı aldıktan sonra ekran maruziyeti sınırlandırılmalıdır.

Otizmli çocukların hayata kazandırılabilmesi için özel eğitim şarttır. Diğer çocuklar oyun oynarken otizmli çocukların en büyük görevlerinden biri sosyal becerilerini geliştirmektir. Bu çocuklar sevgi dolu bir ortamda büyüdüklerinde gelişimleri çok daha hızlı olabilir. Sevgi yoksunluğu ve sosyal temasın az olduğu toplumlar otizm için risk faktörleri oluşturur. Ayrıca sosyal etkileşimin ve oyun deneyimlerinin sınırlı olduğu çocuklar otizm riski altındadır.

Otizmli çocukların tedavisinde ekip çalışması çok önemlidir. Psikiyatrist, ergoterapist, özel eğitim uzmanları ve aile bireyleri birlikte çalışarak çocukların gelişimini destekler. Özel eğitim, sanatsal terapiler, duyu bütünleme tedavileri, fiziksel aktiviteler ve hipoterapi gibi çeşitli yöntemler kullanılarak çocukların gelişimsel alanları uyarılır. Beynin kullanmadığı bölgelerini aktif hale getiren duyu bütünleme terapisi otizm tedavisinde etkili bir yöntemdir. Ayrıca bazı özel manyetik uyarı tedavileri de otizmli çocukların gelişiminde faydalı olabilir.

Son olarak, anne-baba eğitimi de otizm tedavisinin önemli bir parçasıdır. Aile içindeki sevgi dolu ilişkiler, çocuğun taşkınlık yapmasını engeller. Anne ve babalar bilinçli olduğunda otizmli çocuk daha az agresif olur, kendini daha iyi ifade eder ve sosyal ilişkilerde zorluk yaşamaz. Bu süreç uzun vadeli bir tedavi gerektirir ancak doğru eğitim ve sevgi dolu bir ortamda otizmli çocuklar hayata kazandırılabilir.

AA
 

Okunma : 78

 

Haberler

Foto Galeri