Yalova’da yeni akademik yılının ilk dersi Prof. Dr. Nevzat Tarhan’dan…

11 - Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar16 - Barış Adalet ve Güçlü Kurumlar17 - Amaçlar İçin Ortaklıklar3 - Sağlıklı ve Kaliteli Yaşam4 - Nitelikli Eğitim

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Vakıf Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Yalova Üniversitesi 2026-2027 Akademik Yılı Açılış Dersini verdi. “Yapay Zekâ Çağında İnsan Kalmak: Bilimden Bilgeliğe” başlığında akademik, idari ve öğrencileriyle bir araya geldi. Yapay zekânın hayatın her alanını kuşattığı bir dönemde bilginin tek başına yeterli olmadığını belirten Tarhan, bilgeliğin yalnızca çok şey bilmek olmadığını, belirsizliği kabul etmek ve erdemli çözümler üretmek anlamına geldiğini kaydetti, vicdani sorumluluklara dikkat çekti. Tarhan, yapay zekâ riskine karşı en büyük kalkanın ise stratejik bir dönüşümle bilgeliği yakalamak olduğunu sözlerine ekledi. 

Yalova Üniversitesi Mehmet Okul Kongre ve Kültür Merkezinde gerçekleşen açılış törenine Yalova Valisi Dr. Ahmet Hamdi Usta, Yalova Milletvekili Meliha Akyol, Yalova Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Bahçekapılı ile protokol üyeleri, rektör yardımcıları, akademisyenler, idari personeller ile öğrenciler katıldı.

Yapay zekâ nasıl ortaya çıktı?

Katılımın oldukça yoğun olduğu yılın ilk dersinde yapay zekânın ortaya çıkış sürecine değinen Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Vakıf Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bu alandaki önemli isimlerin literatürdeki çalışmalarına dikkat çekti. Tarhan; “Yapay zekâ 2023’te ilk başladı ama yapay zekânın çıkışında ‘yapay zekânın vaftiz babası’ denilen kişi Jeffrey Hinton’dur. Diğer tarafta Hopfield var. Jeffrey Hinton kognitif psikolog, yani beyni bir bilgisayar gibi gören psikolojinin bir alt dalı, nöropsikoloji ile ilgili bir alt dal. Beyni bilgisayar gibi görüyor ve yapay sinir ağları çalışıyor kendisi. Yapay sinir ağları çalışırken yapay sinir ağlarının kendisini hep eleştiriyorlarmış. Yani azınlık fikirde gösterdiği ısrar nedeniyle Nobel Ödülü alıyor demişler. Kendisi beyindeki yapay sinir ağlarının hesaplama modelini bulmaya çalışıyor. ‘Beyin nasıl hesaplıyor? Bu ihtimal hesabını nasıl yapıyor? Kararları nasıl veriyor beyin?’ diye bunu çalışırken yapay sinir ağları çalışıyor ve ‘fuzzy logic’, yani bulanık mantık olarak bilinen 1968’lerde aslında ilk makalesini bir Azeri Türk’ün yazdığı proje fikrinden yola çıkıyor. Onunla başlıyor. Daha sonra bu hesaplama modelini buluyor. Hesaplama biçimini, matematik modellemelerini ‘deep learning’ olarak tarifliyor ve yapay zekânın düğmesine basılmış oluyor böylece. Ciddi şekilde beklenenden daha hızlı gelişmeye başladı.” ifadelerini kullandı. 

“Öz değerlendirme yapabilirsek yapay zekânın riskinden kurtulabiliriz”

Yapay zekâ karşısında insanın nasıl bir yol izlemesi gerektiğine dikkat çeken Tarhan; “Yapay zekâ ile ilgili, ‘Ne için yapacağımızı, nasıl karar vereceğimizi ve neyi, niçin yapacağımızı…’ bu üç şeyi birbirinden ayırmamız lazım. İnsana benzeyen davranış, bunu yapay zekâ yapıyor. Zihinsel yetkinlik, bunu yapıyor. Hatta Jeffrey Hinton, ‘Eğer böyle giderse 20 sene sonra insanlık 5 yaşında çocuk gibi olacak yapay zekâ karşısında.’ diyor. İnsanlık o kadar çok bilgi oluşacak ki 5 yaşında çocuk gibi olacak diyor, gelecek endişesi olarak. Bu teknolojiyi öz doğrulama aracı olarak kullanan ve öz değerlendirme yardımcısına dönüştürme önerisi burada. Öz değerlendirme yapabilirsek yapay zekânın riskinden kurtulabiliriz.” ifadelerini kullandı. 

Anlam katma neden önemli?

İnsan beyninin ön bölgesinin insanı insan yapan ve medeniyetin oluşmasını sağlayan önemli bir yapı olduğunu belirten Tarhan; “İnsan beyninin ön bölgesi olmazsa insanlık, ahlak ve medeniyet olamazdı. Beynin ön bölgesi, yani serotoninden de sorumlu ve insan olmaktan, medeniyet yapmamızdan sorumlu. Mesela bir maymunu alsanız, insanların arasında bin sene kalsa anlamı öğrenemiyor. Yaşadığı hayatı, bir medeniyet kurmayı öğrenemiyor. Sadece genetik potansiyelinde ne varsa yemek, içmek, üremek, barınmak bunu öğreniyor. Yani demek ki insanda başka genler var. Metabolik genler var. Bu genler insanın böyle anlam arayışını, özgürlük arayışını, yalnızlığı giderme ihtiyacını, ölüme açıklık getirme ihtiyacını ve geçmişi ve geleceği algılamayla ilgili ihtiyacını karşılayan bütün zihin üstü genler var. Onların bazıları bulundu. Mesela yeniliği arama geni bulundu. İnteraktif kişilerde bulunuyor yeniliği arama geni. Bu genler şu anda olması gerekir diyorlar. Çünkü hayvanlarda yok bu algoritmalar. Anlam katma neden önemli? Acılara anlam katarsanız acıları yöneteceksiniz. Korkulara anlam katarsanız korkuları yöneteceksiniz. Doğru anlam katarsanız hayat yaşanabilir olur. Yanlış anlam katarsanız hayat acımasız, çekilmez olur.” ifadelerini kullandı. 

“Mutluluk düzeyi sürekli aşağıya doğru gidiyor”

Ekonomik gelişmenin ve teknolojik ilerlemenin insanları daha mutlu hale getirip getirmediği sorusuna dikkat çeken Tarhan, ABD’deki istatistiklerden örnek vererek şöyle konuştu:

“ABD’de 1950 ile 2000 yılları arasındaki istatistiğe baktığımızda kişi başına düşen gayrisafi millî hasılanın 1950’de 20 bin dolarken 2000’de 35 bin dolara çıktığı, şu anda ise 70 bin doların üzerine ulaştığı görülüyor. Fakat mutluluk düzeyi sürekli aşağıya doğru gidiyor. Bunun üzerine ‘Para mutluluğu satın alamaz.’ diye yazıyorlar. Bizde de ‘Parayla saadet olmaz.’ diye bir söz var. Teknoloji ilerledi. İnsanlar uçuyor, uzaya gidiyor. Yapay zekâ çıktı ama mutluluk aşağı doğru gidiyor. ABD’de 2002 yılında çocukların ve gençlerin durumunu ortaya koyan istatistikler yayımlanıyor. 25 yaşın altındaki üç genç AIDS nedeniyle ölüyor, 25 gence HIV virüsü bulaşıyor, altı çocuk intihar ediyor. 18 yaşın altında 340 çocuk AIDS nedeniyle tutuklanıyor. Ergen annelerden 170 bebek doğuyor, 2 bin 833 çocuk okulu terk ediyor. Bir günde 4 bin çocuk tutuklanıyor. Geçen yıl da bu durum Avustralya'da yaşandı. Daha önce hep Amerika, Amerika, Kanada'da oluyordu.”

Kuantum merkezli bir anlayışa doğru geçiş…

Materyalist bilimden post-materyalist bilime geçişin önemine dikkat çeken Tarhan, bu dönüşümün insanlığın geleceği açısından taşıdığı önemi tarihsel bilimsel değişimlerle ilişkilendirdi. Tarhan; “Materyalist bilimden post-materyalist bilime geçiş, insanlığın uyanışı için hayati öneme sahip. Hatta yer merkezli anlayıştan Güneş merkezli anlayışa geçişten bile daha önemli. Eskiden Dünyanın evrenin merkezi olduğu düşünülüyordu. Galileo'dan sonra bu anlayış değişti ve Güneş merkezli sisteme geçildi. Şimdi ise Dünya'yı Güneş merkezli bir sistemin parçası olarak görmekten, kuantum merkezli bir anlayışa doğru geçişi konuşuyoruz.” dedi.

“Akla uygun çıkarımlar hakikate götüren yollardır”

Kuantum fiziğinin maddeye ilişkin geleneksel kabulleri sorgulattığını belirten Tarhan, bilimsel bilgiye ulaşmanın farklı yolları bulunduğunu ifade etti. Tarhan; “Kuantum dediğimiz şeyde aslında madde diye bir şeyin varlığı da sorgulanıyor. En küçük madde olan elektronu gören var mı? Yok. Ama biz bunları akıl gözüyle görüyoruz. Olması gerektiğini düşünüyoruz. Bilimsel olarak doğrudan görülmediği hâlde deneylerle tespit edilen ve hakikate götüren yollar var. Bunlardan birisi deney ve gözlem, ikincisi akıl yürütme yöntemleri, üçüncüsü de rasyonel sezgiler. Mesela Newton'un, Arşimet'in buldukları gördüğümüz rasyonel çıkarımlardır. Akla uygun çıkarımlar hakikate götüren yollardır. İşte post-materyalist bilimde de artık materyalizm sorgulanıyor ve post-materyalizm yeniden araştırılıyor. Süper determinizm de bugün bu tartışmaların önemli başlıklarından biri.” ifadelerini kullandı.

“İnsan başkaları için çalıştığı zaman mutlu oluyor”

İnsanın mutluluğunda kendini aşmanın ve başkalarına yardım etmenin önemine değinen Tarhan; “Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinin en tepesinde kendini gerçekleştirme var ama son yazdığı 2017'de yayımlanan kitabında ‘Self-actualization değil self-transcendence var.’ diyor. Yani insanın kendini aşması. Başkalarına yardım etmek, manevi bir misyona sahip olmak, spiritüel ihtiyaçlar, psikolojik ihtiyaçlar ve aşkın ihtiyaçlar… İnsan başkaları için çalıştığı zaman mutlu oluyor. Bununla ilgili yapılmış araştırmalar da var. Harvard'ın bir çalışması var mesela. İnsanlara sabah para veriyorlar. Bir gruba, ‘Canınızın istediği gibi harcayın.’ diyorlar. Sabah mutluluk hormonlarına bakıyorlar. Bir başka gruba da ‘Akşama kadar bu parayı sadece kendiniz için değil, başkaları için harcayın.’ diyorlar. Akşam tekrar ölçüm yaptıklarında başkaları için harcama yapanların beyninde mutluluk hormonlarının daha fazla salgılandığı görülüyor. Bizim kültürümüzde de bir söz var, ‘Alan değil, veren kazanır.’ Gerçekten de insan verdiği zaman, vermenin iç huzurunu hissediyor.” ifadelerini kullandı.

“Beyinler arasında etkileşim gerçekleşiyor”

İnsanlar arasındaki duygusal etkileşimde ayna nöronların önemine dikkat çeken Tarhan, güven duygusunun beyindeki etkilerini anlattı. Tarhan; “Beyinde ayna nöronlar var. Bunlara ‘mirror neuron’ deniliyor. Ayna nöronlar sayesinde karşı tarafın beyniyle bizim beynimiz bir anlamda iletişim kuruyor. Motor ayna nöronlar var. Mesela biz elimizi kaldırdığımızda karşı tarafın beyninde de aynı hareketle ilişkili bölgeler harekete geçiyor. Duygusal ayna nöronlar da bu şekilde çalışıyor. Karşı tarafa güven verirseniz onun beyninde oksitosin hormonu salgılanıyor. Oksitosin en çok emziren annelerde salgılanıyor. Annenin çocuğuyla kurduğu bağı düşünün, aralarında müthiş bir muhabbet var ve bu süreçte oksitosin salgılanıyor. Güven ilişkisi kurulduğunda karşı tarafta da bu hormon salgılanabiliyor. Eğer güven ilişkisi yoksa bu kez stres hormonu salgılanıyor. Yani hem stres hem de ayna nöronlar üzerinden beyinler arasında bir etkileşim gerçekleşiyor.” ifadelerini kullandı. 

“İnsan başkasının hakkını gözetmezse ilkel bir varlık gibi davranabilir”

Duyguları yönetebilmenin önemine dikkat çeken Tarhan; “Duyguları yönetebilmek önemli. Beyin ne kadar üst düzey bir sistem. İnsanı diğer canlılardan ayıran farkı burada görebiliyoruz. Limbik sistemde singulat girus, ön singulat korteks ve emosyon regülasyonu, yani duygu düzenleme bölgesi dediğimiz alanlar var. En altta da amigdala bulunuyor. Amigdala, bizim kültürümüzde nefsin karşılığı gibidir. Sınırsız, doyumsuz, hep daha fazlasını isteyen bir yapı. Sadece kendi çıkarını düşünen, başkalarının hakkını gözetmeyen bir anlayışla hareket ettiğinde amigdala saldırganlaşabiliyor. İnsan başkasının hakkını gözetmezse ilkel bir varlık gibi davranabilir.” dedi.

Beynin karar verme süreci

Beynin farklı bölgelerinin karar verme ve davranışları düzenlemedeki rolünü anlatmayı sürdüren Tarhan; “Hipokampus hafızayla ilgili bölgedir. Beynin yemek, içmek, uyumak ve günlük ihtiyaçlarla ilgili süreçlerinde de çeşitli beyin bölgeleri rol oynar. Orbitofrontal korteks ise beynimizin alt kısmında bulunan, akıl ve duygular arasında bir nevi değerlendirme yapan karar verme bölgesidir. Bir şeyin uygun olup olmadığına, geçerli olup olmadığına, faydalı olup olmadığına karar vermemizde etkili olur. Bu açıdan baktığımızda amigdala duygusal tepkilerle, üst düzey limbik sistem ise duyguların düzenlenmesiyle ilişkili süreçlerde önemli rol oynar.” ifadelerini kullandı. 

“Kaliforniya sendromu küresel medeniyet krizine dönüştü”

Modern yaşam biçiminin yalnızlaşma ve bireyselleşme üzerindeki etkilerine de dikkat çeken Tarhan, bu durumu küresel bir medeniyet krizi olarak değerlendirdi. Hedonizm ve narsisizmin yaygınlaşmasına değinen Tarhan; “Bu durum aslında Kaliforniya sendromu olarak başlayan ama küresel bir medeniyet krizine dönüşen bir durum. Hedonizm, yani haz peşinde koşmayı ideal olarak seçen bir insanlık ortaya çıkmaya başladı. Egosantrizm ve narsisizm, yani kişinin yalnızca kendisini düşünmesi, kendi çıkarlarını merkeze alması, modern insan tipini ortaya çıkarıyor. Sonuçta tek haneli yaşam başladı. Bizde de aslında bu durum başladı. Hane yapısı kırılganlaşıyor, beş kişilik haneler azalıyor. Türkiye'de de tek kişilik evlerde yaşama oranı artıyor.” dedi.

“Yapay zekâdan yapay bilgeliğe doğru geçiş”

Bilgeliğin yalnızca bilgi sahibi olmakla açıklanamayacağını vurgulayan Tarhan; “Bilgelik, bilginin karşısında konumlanmış ya da yalnızca bir söz söyleme becerisi değildir. Psikolojik araştırmalarda bilgi ile muhakeme arasındaki ilişki inceleniyor. Kişinin kendi bilgisinin sınırlarını fark etmesi, farklı bakış açılarını dikkate alması, belirsizliği kabul etmesi ve yapıcı çözümler araması gibi özellikler bilgeliğin parçalarıdır. Yani bilgelik yalnızca çok şey bilmek olarak ele alınmıyor. Yapay zekâdan yapay bilgeliğe doğru geçiş de stratejik bir dönüşüm olarak karşımıza çıkabilir.” ifadelerini kullandı. 


 

Paylaş
Oluşturulma Tarihi: 28 Ekim 2026