Tarhan’dan güçlü aile için ‘6S formülü’
Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, MÜSİAD Gaziantep Şubesi tarafından düzenlenen söyleşiye katıldı. “Güçlü Aile, Güçlü Nesil” başlığında, ailenin birey ve toplum hayatındaki önemine dikkat çeken Tarhan, güçlü aile yapısının sevgi, şefkat, saygı, sabır, samimiyet, sorumluluk ve sadakat gibi değerlerle desteklendiğini vurguladı. Evlilikte dostluk, güven ve zihinsel esnekliğin önemine de değinen Tarhan, çocukların gelişiminde ebeveynlerin örnekliğinin ve duygusal yakınlığın belirleyici rolüne işaret etti.


MÜSİAD Gaziantep Şubesi Dernek Binasında düzenlenen söyleşi yoğun ilgi gördü.

Düzenlenen söyleşinin moderatörlüğünü ise Emine Yağmur üstlendi.

Program açılış konuşmalarıyla başladı
Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren MÜSİAD Gaziantep Şube Başkanı Furkan Özdurdu, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ‘Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım.’ hadisi şerifiyle başladı. Özdurdu, güçlü aile yapısının sağlıklı nesillerin yetişmesindeki önemine dikkat çekerek aile içindeki sevgi, saygı, güven ve iletişimin çocukların kişilik gelişimindeki belirleyici rolünü vurguladı. Aile kurumunun korunması ve güçlendirilmesinin toplumsal geleceğe yapılan önemli bir yatırım olduğunu ifade etti.

“Ailenin DNA’sı küresel olarak bozuldu”
Ailenin insan hayatındaki güçlü konumunu vurgulayan Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, özellikle zor zamanlarda bireyin başvurduğu ilk güven kaynağının hala aile olduğunu belirtti. Tarhan; “Şu anda her şeye rağmen aile güçlü. Biz üniversiteye gelen öğrencilere ‘Hayatta sıkıştığınız zaman, zor durumda kaldığınız zaman arayacağınız kim var?’ diye sorduğumuzda hep aile çıkıyor. Şu anda hâlen o çıkıyor ama bu küresel olarak zayıfladı. Güçlü aile demek bir insanın sığınağı demek. Sığınak nedir? Bir fırtına varken güvenli liman demek. Gemilerin sığınağı nedir? Güvenli limandır. Aile güvenli liman olursa güçlü aile o zaman olur. Ailenin güvenli liman olması... Vücutta nasıl yüz trilyona yakın hücre var, bu hücreler vücudu oluşturuyor işte aileler de toplumu oluşturuyor. Yani her aile vücuttaki bir hücre gibi, vücudun temel taşı, bir binanın temel taşı gibi. O bozuk olduğu zaman bina bozuk olur. O hücre öldüğü zaman, hücrenin DNA’sı bozulduğu zaman bütün vücut hasta oluyor. Ailenin DNA’sı küresel olarak bozuldu.” dedi.
Sevgi + dürüstlük + iş birliği = Ömür boyu aşk
Güçlü ailenin temelinde yer alan değerleri “6S formülü” üzerinden açıklayan Tarhan, bu değerlerin yalnızca aile içindeki ilişkileri güçlendirmediğini, aynı zamanda güven ve bağlılık duygusunu da beslediğini belirtti. Tarhan; “Güçlü ailede 6S formülü var. Birincisi sevgi ama sevgiden daha büyük bir şey var koşulsuz sevgi dediğimiz, karşılıksız sevgi dediğimiz, içinde empati olan sevgi. Şefkat. Sevgiden daha büyük. Çünkü bir insan birini sever ama bundaki çıkarını sever, çıkarı gittiği zaman sevgi biter. Hâlbuki içinde empati olan sevgi, onu olduğu gibi kabul ederek sever. İkincisi sabır. Sabır da aslında bir kenara çekilip katlanmak değil aktif sabır. Yani hareket hâlinde sabır. Bu meditatif bir eylemdir sabır. Sabır acıdır ama meyvesi tatlıdır. Üçüncüsü saygı. Sevgi bir suysa, saygı da kabı onun sınırları belirliyor. İlişkilerdeki sınırları belirliyor. Saygının da daha büyüğü var içinde empati olan saygı nezakettir. Saygıda bazen korktuğundan da saygı gösterir insan ama nezakette incitmeme duygusu var. Karşı tarafın haklarını, duygularını bilmek var. Dördüncüsü mesela samimiyet. Samimiyseniz güven duygusu oluşturuyor, ayna nöronlar konuşuyor beynimizde. Motor ayna nöronlar var kolumuzu kaldırınca karşı taraf sana bakıyorsa onun da koluyla ilgili bölgesi kalkıyor beyinde. Sen eğer samimi, sıcak bir duygun varsa karşı tarafın beyninde de ayna nöronlar harekete geçiyor, mutluluk ve anti stres hormonları salgılanıyor. Beşincisi sorumluluk. Ben onu H2O’ya benzetiyorum. Hidrojen, oksijen atmosferde serbest dolaşıyorlar, özgürler ama bir araya geliyorlar, H2O oluyor, su oluyorlar. Özgürlükleri azalıyor fakat yeni bir yaşam kaynağı oluyorlar. Altıncı S de sadakat yükümlülüğü. Evlilikte sadakat sanki hep kadına özgü gibi değerlendirilir, sadakat yükümlülüğü iki taraf için de var. Sadakat Arapçada iki anlama geliyor. Biri sıdk, yani doğruluk ikincisi bağlılık anlamında. Yani bağlılık olması için doğruluk olması lazım. Sevgi artı dürüstlük artı iş birliği eşittir ömür boyu aşk. Kısa bir formül denilebilir.” ifadelerini kullandı.

“Ailenin içindeki en büyük bomba narsisizm bombasıdır”
Evlilikte arkadaşlığın ötesinde bir dostluk ve güven ilişkisi kurulmasının önemine dikkat çeken Tarhan; “Dost kelimesinin İngilizcede karşılığı yok. İngilizce etimolojisinde ‘close friend’ diyorlar, yakın arkadaş ama dost kelimesi öyle değil. Dost kelimesi Türkçeye girmiş bir kelime, Farsçadan. Evliliğin bir arkadaşlık boyutu var, bir de dostluk boyutu var. Bu, evliliğe derinlik katan boyut. Dostluğu nasıl anlıyoruz? Bir kimse zor durumda kaldığın zaman hemen ulaşabileceğin bir kimse mi? Eşimizle küçümseyerek konuşuyorsak orada derin ilişki yoktur. Onun için ailenin içindeki en büyük bomba narsisizm bombasıdır. Narsisizmde ‘Ben bilirim, ben iyiyim, ben üstünüm.’ der köle-efendi ilişkisi ister, eşini köle gibi görür. Kadın da yapıyor bunu, erkek de yapıyor. İki taraftan da narsisizm küresel salgın şu anda. ‘Narsisizm Salgını’ diye bir kitap çıktı ABD’de. Özellikle gençlerde salgın derecede narsisizm var. Narsisizm demek, en büyük organı egosu olan kişiler demektir. Dostluğun bir özelliği de sevdiği kişinin arkasından güzel konuşur, gıyabında över onu. Arkasını kolluyorsa, arkasından onu savunuyorsa ve ulaşılabilirse buna ‘güvenli bağlanma’ diyoruz. Biz aileye eskiden ‘sevgi yuvası’ diyorduk, şimdi ‘güven yuvası’ diyoruz. Çünkü sevginin en büyük etkisi güveni artırıyor, korkuyu azaltıyor. Yoksa öbür türlü seviyor, âşık ama boğuyor. Öyle sevgi olmaz ki. Güven oluşturan sevgi olacak.” dedi.
“Evlilikte en önemli şey zihinsel esnekliktir”
Evlilikte tarafların birbirlerinin şartlarına uymak yerine uzlaşma zemini oluşturmasının ve zihinsel esnekliğin önemine dikkat çeken Tarhan; “Evlilikte en önemli şey ‘cognitive flexibility’ dediğimiz zihinsel esnekliktir. Evlilikte altın orta nokta kuralı var. Bir adımı biri atacak, bir adımı diğeri atacak altın orta noktada buluşulacak. Birisi hep ‘Benim şartlarıma uy.’ diyorsa karşı tarafı köleleştirmektir bu köle-efendi ilişkisidir. Altın orta noktada iki tarafın da anlaşacağı bir uzlaşmacılık önemli burada. Nebraska Üniversitesinin yaptığı bir çalışma var mutlu evliliklerde, üç özellik tespit etmiş. Birlikte zaman geçirmek. Takdir, övgü, onay sözcükleri. Birlikte kiliseye giden aileler. Yani hayata bakışları, yaşam felsefeleri yakın kişiler olmuş. Bu nedenle ilişkilerde muhakkak esnek olmak lazım.” ifadelerini kullandı.
Çocuk anne, baba ve aralarındaki ilişkiyi örnek alır…
Çocukların gelişiminde anne ve babanın yanı sıra ebeveynler arasındaki ilişkinin de belirleyici bir rol oynadığını vurgulayan Tarhan; “Çocuk en çok üç şeyi örnek alır. Anneyi, babayı, bir de aralarındaki ilişkiyi örnek alır. Yani bu üçü de iyi dengelenirse o ortamda zaten çocuk iyi bir örneklik içinde yetiştiği için birçok şeyi otomatik öğrenir ama bu zaman tabii çocuğumuza kültür aktarımını daha önce aile yapıyordu, şimdi sosyal medya yapıyor. Evin açık kapısı. Dijital dünya yapıyor, ekran yapıyor. Kuzey Avrupa'da 0-3 yaş arası çocuklara ekranı yasakladılar. Çünkü beyindeki network'ü sağlayan, yolları oluşturan miyelin kılıfı bu çocuklarda henüz gelişmemiş oluyor ve dijital otizm oluşuyor, gecikmiş konuşma oluşuyor çocuklarda. Bunun üzerine ‘0-3 yaş arası ekran vermeyin.’ diyorlar. Çocuk rüyasında bile parmağıyla ekranda kaydırma hareketi yapıyor. Bu çocuğun beynindeki yolları bozuyor. Onun için bu dijital maruziyet çok önemli.” dedi.
“Çocukların beyni sevgi ve duygularla beslenir”
Çocukların gelişim sürecinde özgürlük ve sorumluluk dengesinin yaşlarına uygun biçimde kurulması gerektiğini belirten Tarhan; “Çocuğun her yaşının özgürlüğü ve sorumluluğu farklıdır. Annesine yardım edecek bir kız çocuğu diyelim, yemek yapacak, sofra kuracak o zaman muzaffer bir komutan gibi hisseder kendini. Yürümeye yeni başlayan çocuk mesela koltuğa çıkmaya çalışır. Bizim anneler ne yapar? Hemen çocuğu kucaklar, koltuğa çıkarır. Çocuk hiçbir şey öğrenemez sadece sevinir ama her şeyin altın tepside sunulmasına alışır. Avrupa kültüründe ise tam tersi. ‘Bırak düşsün, kalksın, kendi çıksın.’ deyip hiç ilgilenmiyorlar. Bu sefer çocuk bireyselleşmeyi öğreniyor ama anne-çocuk, baba-çocuk bağı zayıf kalıyor. İdeal olan çocuğun yanında durup ‘Bak çocuğum, sen çık, bir şey olursa ben seni tutarım.’ güvenini vermektir. Çocuk çıktığı zaman muzaffer bir komutan gibi sevinecek, başarının tadını alacak. Mesela çocukların ilk yürümeye başladığı 11-12 aylık dönemde ilk adımlarını kime attığına dikkat edin. Çocukta en çok heyecan uyandıran, en çok duygusal bağ kurduğu kişiye doğru ilk adımlarını atar. Çocukları harekete geçiren anne-babanın duygusal yakınlığıdır. Çocukların beyni sevgi ve duygularla beslenir.” şeklinde konuştu.
“İyi bir evlilik dünyadaki cennet bahçelerinden biridir”
Evlilikte her zaman sorunsuz bir ilişkinin mümkün olmadığını ancak huzurlu bir evliliğin kıymetinin bilinmesi gerektiğini vurgulayan Tarhan; “Her şeyin sütliman gittiği bir aile mümkün değil. Her hâlükârda evlilik insanın biyolojik doğasına uygundur. İyi bir evlilik dünyadaki cennet bahçelerinden biridir. Sorunsuzluk da bazen problem olabiliyor. Huzurlu bir evlilik varsa şükretmek gerekir. Bazı insanlar kavgadan, gerilimden beslenir kavga çıkarınca rahatlar. En zor insanlarda bile şunu unutmamak gerekir: İnsanoğlu yüz kapılı bir saray gibidir. 99 kapısı kapalı olsa bile mutlaka açık bir kapısı vardır. O kapıyı zorlayıp kırmak yerine diğer kapıları denemek gerekir onun anladığı dili bulmak lazım.” ifadelerini kullandı.

