Suça sürüklenen çocuklarda en sık görülen tanı dürtüsellik!

10 - Eşitsizliklerin Azaltılması11 - Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar12 - Sorumlu Üretim ve Tüketim17 - Amaçlar İçin Ortaklıklar4 - Nitelikli Eğitim

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Hukukçular Derneği tarafından, Boğaziçi Üniversitesi ev sahipliğinde “Adalet, Koruma ve Sorumluluk” temasıyla düzenlenen “Suça Sürüklenen Çocuk” paneline katıldı. Tarhan, “Suça Sürüklenen Çocuğa Tıbbi Bir Bakış” başlığında bir sunum gerçekleştirdi. Dijitalleşme ve pandemiyle birlikte çocuk psikiyatrisi vakalarında ciddi artış yaşandığına dikkat çeken Tarhan, erken müdahale eksikliği, aile içi ihmal ve istismar, dürtüsellik gibi faktörlerin suça yönelmede etkili olduğunu ifade etti. Ahlakın doğuştan gelmeyip öğrenilen bir değer olduğunu dile getiren Tarhan, şimdiki çocukların ahlaki olarak pusulasız yetiştiğini vurguladı. Eğitimde otorite zayıflığı, yanlış ebeveyn tutumları ve ‘proje çocuk’ anlayışının da risk oluşturduğunu belirten Tarhan, çocukların değerler ekseninde yetiştirilmesi gerektiğini, yalnızca zeki ve başarılı değil aynı zamanda iyicil bireyler yetiştirmenin önemine işaret etti. 

Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüs Albert Long Hall’da düzenlenen panele alanında uzman birçok isim katıldı.

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Çocuk Ceza Adalet Sistemine Yeni Bir Bakış: Yaptırım ve Koruma Dengesi” başlıklı ikinci oturumda konuştu.

Oturumun moderatörlüğünü Hukukçular Derneği Gençlik Komisyonu Başkanı Av. Hacer Kılıçarslan gerçekleştirdi. Aynı zamanda oturumda İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Doç. Dr. Muhammet Demirel ile İstanbul Anadolu Adliyesi Cumhuriyet Savcısı Doç. Dr. Cengiz Apaydın da yer aldı. 

“Takip zayıf olunca problem kronikleşiyor…”

“Çocuk Ceza Adalet Sistemine Yeni Bir Bakış: Yaptırım ve Koruma Dengesi” başlıklı ikinci oturumda konuşan Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, tıptaki 3T kuralını ele aldı. Tarhan; “Böyle önemli ve aynı zamanda hassas bir konuyu gündeme getirip masaya yatırdığı için Hukukçular Derneğine özellikle teşekkür ediyorum. Çünkü teşhisi doğru koymazsak tedaviyi doğru yapamayız. Yani mühim olan teşhisi doğru koymak. Tıpta 3T kuralı vardır. Teşhis, tedavi ve takip. Biz millet olarak teşhis koyuyoruz, tedavi de yapsak takibimiz zayıf kalıyor. Birçok problem de o yüzden kronikleşiyor ve çözemiyoruz.” diyerek sözlerine başladı. 

“Çocuk psikiyatrisi kliniğine hiç olmadığı kadar vaka geliyor”

Dijitalizasyonun psikiyatri vakalarını artırdığını söyleyen Tarhan; “Çocuk psikiyatrisi kliniğine daha önce hiç olmadığı kadar vaka geliyor. Davranış bozukluğu vakası, anne-babaya şiddet uygulayan vakalar, madde kullanan vakalar… Daha önce ayrı bir klinik açacak kadar olmamıştı. Ayaktan tedaviyle çözülebiliyordu ama şu anda pandeminin de dijitalizasyonun da hızlandırıcı etkisi oldu. Ailenin güvenli alan olmaktan çıkmasında da burada önemli bir etkisi var.” ifadelerini kullandı. 

“Bu vakaların çoğu önlenebilir vakalar”

Çocuklara yönelik kavramların doğru tanımlanması gerektiğini belirten Tarhan; “Tıbbi bakış açısına göre suça sürüklenen çocuklar kötü veya suçlu değil gelişimi engellenmiş, travmatize edilmiş, risk altında veya tedavi edilmemiştir. Aslında bu vakaların çoğu önlenebilir vakalar. Müdahale edilemediği için bir şekilde tedavisiz kaldıkları için önlenebilir vakalar önlenememiş. Bu nedenle suç işleyen çocuk değil, çocuğun suça itilmesi... Suça itilen çocuk, suça sevk edilen çocuk burada bu kavramı doğru tanımlamak gerekiyor.” şeklinde konuştu. 

Ahlak genetik mi?

Küresel olarak şiddet olaylarının artmasına değinen Tarhan; “Türk Ceza Kanunu 31’inci maddesinde tıbbi değerlendirme literatürü suça yöneltilen çocuklarda bazı konulara odaklanmış. Bu çocukların algılama ve yönlendirme yeteneği nasıl? Çocuğun işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp algılamadığını tıbbi raporla çocuk psikiyatristi adli tıp uzmanı iş birliğiyle belirliyor. Yaptığı işin farkında mı değil mi? Doğruyu yanlışı, iyiyi kötüyü ayırt edemiyor bu adam. Çocukların karar verirken bir şey yaparken önce bunu iyi-kötü, doğru-yanlış, özgürlük sınırları… Bu üç kavramın sınırlarını öğrenmesi gerekiyor bu çocuğun. Bu öğrenilen bir şey genetik değil. Onun için ahlak genetik değil. Hep söylenen bir şey ahlak öğretilmesine gerek yok. Adam Smith'in liberalizmi ortaya çıkarmasındaki tezi neydi, koruyucu bir el var piyasayı düzenler, piyasanın ahlakı yoktur. Kapitalizm böyle başladı. Piyasanın ahlakı yoktur diye başladı ve bunun üzerine daha sonra vahşi kapitalizm ortaya çıktı. Ona tepki olan marksizm ortaya çıktı. Daha sonra bir sosyal demokrasiyle bir denge sağlanmaya çalışıldı ama 90'lı yıllardan sonra tekrar vahşi kapitalizmin önü açıldı. Yani şiddet olaylarının artması, küresel olarak şiddetin artması basit bir olay değil.” dedi.

“Okullarda öğretmenin otoritesi çok zayıfladı”

Sınıf liderliğinin öğretmende olması gerektiğini belirten Tarhan; “Şu anda okullarda öğretmenin otoritesi çok zayıfladı. Bu da burada sorgulanması gereken bir durum. Sınıf liderliğinin öğretmende olması gerekiyor. Şu anda sınıf liderliğini, okul liderliğini anneye babaya kaptırmak gibi bir eğilime girdi. Burada popülist bir yaklaşım var ve bu çok tehlikeli. Dikkat eksikliği hiperaktivite olan bir anne baba da çocuğunu yüceltiyor böyle durumlarda ve sanki dünyanın çocuğunun etrafında dönmesini istiyor.” ifadelerini kullandı. 

“Suça sürüklenen çocuklarda en sık görülen tanı dürtüsellik”

Suça sürüklenen çocuklarda erken müdahalenin öneminden bahseden Tarhan; “Suça sürüklenen çocuklarda en sık görülen tanı dürtüsellik. Mesela böyle çocuklar bir demiri görür, alır, yola fırlatır, aklına ilk geleni yapar. Davranış bozukluğu, empati yoksunluğu ve kural tanımazlıkla karakterize olan bir durum. Erken müdahale edilmediği takdirde antisosyal kişilik oluyor. İleride suça becerikli, merhamet duygusu olmayan bir kişilik, antisosyal kişiler ortaya çıkıyor. Şu andaki cezaevinde olanların önemli bir kısmı antisosyal kişilikler. Bir de antisosyal kişinin ötesinde ‘karanlık üçlü’ diye bir kişilik var bu yeni tanımlanmış toksik bir kişilik. Narsisizm, antisosyallik ve makyavelizm üçü beraber. Narsist kişi, egosu büyük kendi hedefleri var onun için her şeyi yapmaya çalışır ama narsist yine nerede duracağını bilir. Bir yönetici narsist olabilir bazı özellikleri olabilir, sınırı bilir ama antisosyallik girince sosyal normlara uymuyor, rahatlıkla yalan söyleyebiliyor. Makyavelistik girince ‘Hedefe ulaşmak için her şey caizdir.’ diyor ve bu en çok suça yatkın hale gelen en kötücül kişilik olarak kabul ediliyor.” şeklinde konuştu. 

“Büyük çoğunluğu travma mağduru…”

Travma ve ihmal mağdurluğuna değinen Tarhan; “Madde kullanım bozukluklarında son 5 yıldaki çalışmalara baktığımızda sentetik uyuşturucu kullanmakla suça sürüklenme oranı yüzde 40 ile 60 arasında. Bu da önemli bir istatistik. Travma ve ihmalde mağdurlardan fail çıkıyor burada. Tıbbi literatür suça sürüklenen çocukların büyük çoğunluğunun aslında travma mağduru olduğunu ortaya koyuyor. Travma mağduru yani bu çocuklar kendi çocukluk döneminde travma yaşıyor, o travmayı modelliyor, aynısını kendisi yapmaya çalışıyor ve istismar öyküsü var. Aile içerisinde çocukluk döneminde ihmal ve istismar. Bu fiziksel istismar, fiziksel ihmal, duygusal istismar, duygusal ihmal, cinsel istismar da bunlardan bazıları…” dedi. 

“Çocuk kendisini evin lideri gibi görüyor”

Proje çocuk yetiştirmenin sonuçlarını anlatan Tarhan; “Kahramanmaraş olayındaki örneğe gelirsek nasıl bir çocuk yetiştirilmiş diye baktığımızda çocuk ‘proje çocuk’ olarak yetiştirilmiş. Vakayı tam olarak bilmiyoruz ama kamuya mal olduğu için biraz ders çıkarmak gerekiyor. Böyle bir durumda yetiştirilen çocuk 11-12 yaşına gelinceye kadar evin patronu oluyor, çocuk evin lideri olarak yetiştirilmiş. Her dediği yapılan özel çocuk gibi özel ilgi gösteriliyor. Çok başarılı beyninde deha adacıkları var çocuğun. Kendiliğinden dil öğrenmiş, birçok şeyleri yapıyor, bilgisayarı biliyor, konuşuyor ve anne baba, herkes çocuğa hayran kalıyor. Çocuk iyice kendisini evin lideri gibi görüyor. Fakat 11-12 yaşından sonra çocuk ister istemez sosyalleşiyor. Yeni hormonlar vücudunda çıkıyor, toplum içine giriyor. Anne babanın evet dediğine arkadaşları hayır demeye başlıyor. Toplumda herkes hayır diyor ona. Her istediğini yapan bir anne baba var. Böyle bir durumda çocuk ne oluyor? Müthiş acı çekiyor. ‘Nasıl benim gibi bir insana hayır denir? Nasıl bana yanlış davranılır?’ diyor. Burada kırılgan narsisizm dediğimiz durum ortaya çıkıyor. Acı çekiyor ve bu acıyı, ‘Ben haklıyım herkes haksız, adil olmayan bir düzende yaşıyoruz.’ diyerek kendisine kötülük yapanları, kötülük yapmaya, intikam almak gibi bir duygu geliştiriyor.” ifadelerini kullandı.

“Çocuklar ahlaki olarak pusulasız yetişiyor”

Çocuk yetiştirme modelindeki değişikliğe değinen Tarhan; “Biz çocuk yetiştirme modelimizi, kadim değerlerimizle ilgili modeli kaybettik. Bunu kaybetmenin etkisiyle çocuklar ahlaki olarak pusulasız yetişiyor. Değerler pusulasını kaybetmiş olarak yetişiyorlar. Bunun sonucunda işte burada zeki olsun, çalışkan olsun… Zeki, çalışkan, başarılı kimya mühendisi oluyor, sentetik esrar üretiyor. Zeki, çalışkan, başarılı bilgisayar mühendisi oluyor, hacker oluyor. Tıp fakültesini bitiriyor, yenidoğan çetesi kuruyor. Demek ki zeki ve çalışkan olmak yetmiyor. Üçüncül bir parametre lazım, o da iyicil olma parametresi.” diyerek sözlerini sonlandırdı.

Paylaş
Oluşturulma Tarihi05 Mayıs 2026