Prof. Dr. Tarhan: “Sınav başarısından daha önemli olan anne-çocuk ilişkisidir”

11 - Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar12 - Sorumlu Üretim ve Tüketim3 - Sağlıklı ve Kaliteli Yaşam4 - Nitelikli Eğitim

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Ulusal Kanal’da yayınlanan “Güneş Batum ile Güneşli Sohbetler” programının canlı yayın konuğu oldu. “Dünyada İyilik ve Kötülükler” başlığının ele alındığı programda Tarhan, günümüz aile yapısından sınav kaygısına, kontrolsüz ilaç kullanımından yapay zekanın psikolojik etkilerine kadar pek çok konuda önemli değerlendirmelerde bulundu. Son dönemde kamuoyunda geniş yer bulan “LGS anneleri” tartışması üzerinden ebeveyn tutumlarını değerlendiren Tarhan, çocukların yalnızca akademik başarıları üzerinden ele alınmaması gerektiğini vurguladı. Anne-çocuk ilişkisinin başarıdan daha önemli olduğunu söyledi. Yapay zekânın bilinçli kullanılmadığında bireyleri yanlış yönlendirebileceğini belirten Tarhan, dijital çağın getirdiği yalnızlık, aidiyet kaybı ve sosyal ilişkilerdeki dönüşüm üzerine de önemli mesajlar verdi. 

“Sınav başarısı uğruna çocukla kurulan ilişki zarar görmemeli”

ULUSAL Kanal canlı yayınında son dönemde kamuoyunda gündeme gelen “LGS anneleri” kavramını değerlendiren Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Liseye geçiş ve üniversite sınavları gibi süreçlerde insanın kaderi sanki tek bir sınava indirgenince hem ebeveynlerde hem de çocuklarda yoğun bir kaygı oluşuyor. Elbette bu tür sınavlar önemlidir ancak önemli olan bu kaygının nasıl yönetildiğidir. Anne-babaların kullandığı yöntem çocuğun motivasyonunu artırıyor mu, yoksa azaltıyor mu buna bakmak gerekir. Bazı ebeveynler çocukları yüksek not aldığında bile daha fazlasını bekleyebiliyor. Çocuğun 97 almasına rağmen neden 100 almadığını sorgulayan bir yaklaşım, çocuğu sürekli başarıya zorlayan bir anlayışa dönüşebiliyor. Bu nedenle sınav dönemlerinde anne-çocuk ilişkisini korumak, başarıdan daha önemli hale geliyor. Sınav başarısı uğruna çocukla kurulan ilişki zarar görmemeli. Çünkü sınav başarısından daha önemli olan anne-çocuk ilişkisidir. Sınavlar hayat yolculuğunda yalnızca bir basamaktır, ölüm kalım meselesi değildir.” dedi.

“Çocuklar nasihatleri değil iyi örnekleri takip eder”

Çocukların yalnızca akademik başarılarının değil sosyal ve duygusal gelişimlerinin de desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Tarhan; “Günümüzde çocukların hayatta kendi gemisinin kaptanı olabilecek şekilde yetiştirilmesi gerekiyor. Anneyle sağlıklı ilişki kurabilen bir çocuk, ilerleyen yaşamında diğer insanlarla da sağlıklı ilişkiler geliştirebilir. Çocuklar çoğu zaman kuralları değil ilişkileri modeller. Nasihatleri değil iyi örnekleri takip eder. Hatta çocuklar sözleri değil, izleri takip eder. Bu nedenle özellikle 10 yaşını geçmiş çocuklarla daha yatay ilişkiler kurulmalı, onları suçlayıcı değil çözüm odaklı bir iletişim dili benimsenmelidir. Çocuğa eksik yaptığı noktalar anlatılırken aynı zamanda başardıkları da görülmeli ve birlikte çözüm aranmalıdır.” ifadelerini kullandı.

“Aşırı sevgi bazen toksik bir sevgiye dönüşebiliyor”

Ebeveyn sevgisinin dengeli olması gerektiğine dikkat çeken Tarhan; “Anne-babalar çocuklarını çok sevdikleri için zaman zaman farkında olmadan baskı oluşturabiliyorlar. Oysa aşırı sevgi bazen toksik bir sevgiye dönüşebiliyor. Çocuğun iyiliğini istemek ile onu sürekli başarıya zorlamak arasında önemli bir fark vardır. Sevgi ve disiplinin dengeli şekilde sunulması gerekir. Aşırı sevgi bazen toksik bir sevgiye dönüşebiliyor. Çocuğun başarısız olması hayatındaki bütün fırsatları kaybettiği anlamına gelmez. Önemli olan çocuğun kendisini koşulsuz sevildiğini hissetmesidir. Başarı uğruna anne-çocuk ilişkisinin zarar görmesi, uzun vadede çok daha büyük sorunlara neden olabilir.” şeklinde konuştu.

“Çocuklarımızı onların yaşayacağı çağa göre yetiştirmeliyiz”

Toplumdaki hızlı değişimin ebeveynlik anlayışını da değiştirdiğini ifade eden Tarhan; “Yeni kuşakların dünyaya bakışı önceki nesillerden çok farklı. Biz çoğu zaman çocuklarımızı kendi yaşadığımız dönemin şartlarına göre yetiştirmeye çalışıyoruz. Oysa Hz. Ali’nin ‘Çocuklarınızı onların yaşayacağı çağa göre yetiştirin.’ sözü bugün çok daha büyük önem taşıyor. Dünyanın değiştiğini kabul etmek ve çocuklarla iletişim kurarken onların gerçekliğini anlamaya çalışmak gerekiyor. Çocuklarımızı onların yaşayacağı çağa göre yetiştirmeliyiz.
Günümüz çocukları özerklik duygusuna daha fazla önem veriyor. Bu nedenle otoriter ve buyurgan yaklaşımlar yerine rehberlik eden, iletişime açık ebeveyn modellerine ihtiyaç duyuluyor.” dedi.

“Antidepresanlar mutlaka uzman hekim kontrolünde kullanılmalı”

Son yıllarda antidepresan kullanımının yaygınlaşmasına da değinen Tarhan, ilaçların bilinçsiz kullanılmasının ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirtti. Tarhan; “Antidepresanlar yerinde ve zamanında kullanıldığında faydalı olabilen ilaçlardır. Ancak rastgele kullanıldığında ciddi yan etkiler ortaya çıkabilir. En yan etkisiz ilaç, alınmayan ilaçtır. Çünkü her ilacın mutlaka bir yan etkisi vardır. Antidepresanlar kimyasal silah gibidir doğru hedefte kullanıldığında yarar sağlar ancak yanlış kullanıldığında zarar verebilir. Özellikle hekim önerisi olmadan kullanılan ilaçlar kalp ritim bozukluklarına, mani ataklarına ve ciddi psikiyatrik sorunlara yol açabilir. Bu nedenle ilaç tedavileri mutlaka uzman hekim kontrolünde yürütülmelidir.” ifadelerini kullandı.

“Kronik stres depresyon riskini artırabiliyor”

Depresyonun oluşumunda genetik yatkınlığın yanı sıra çevresel faktörlerin de etkili olduğunu belirten Tarhan; “Birçok psikiyatrik hastalıkta genetik yatkınlık söz konusudur. Ancak hastalıkların büyük kısmında çevresel faktörler belirleyici rol oynar. Özellikle kronik stres, uykusuzluk, sağlıksız yaşam alışkanlıkları ve madde kullanımı genetik yatkınlığı harekete geçirebilir. Depresyon riskini de artırabilir. Epigenetik mekanizmalar nedeniyle aynı olay karşısında bazı bireyler depresyona girerken bazıları etkilenmeyebilir. Bu nedenle yalnızca biyolojik değil, psikososyal faktörlerin de dikkate alınması gerekir.” dedi.

“Mutluluğun temel sırrı anlam, amaç ve arkadaş”

Mutluluğun yalnızca haz odaklı bir yaşamla elde edilemeyeceğini ifade eden Tarhan; “Mutluluğun temel sırrını üç A ile özetliyorum, anlam, amaç ve arkadaş. Haz odaklı yaşayan kişiler kısa süreli mutluluklar yaşarlar ancak bu mutluluk kalıcı olmaz. İnsan hayatında uğruna emek vereceği bir amaç, yaşamına anlam katacak değerler ve güçlü sosyal ilişkiler bulunmalıdır. İnsan biyolojik olduğu kadar sosyal bir varlıktır. Bu nedenle anlamlı ilişkiler ve prososyal değerler ruh sağlığını koruyan en önemli unsurlar arasında yer alır.” şeklinde konuştu.

“Aidiyet duygusu insanın temel ihtiyaçlarından biridir”

Modern yaşamın bireyleri yalnızlaştırdığına dikkat çeken Tarhan; “Geleneksel sosyal normların zayıflamasıyla birlikte toplumda aidiyet duygusu da zayıfladı. Oysa aidiyet duygusu insanın temel ihtiyaçlarından biridir. İnsan kendisini bir aileye, bir topluluğa ya da bir değere ait hissetmediğinde güven duygusu zedelenebiliyor. Geçmişte mahalle kültürü, komşuluk ilişkileri ve toplumsal dayanışma bireylere güçlü bir aidiyet hissi sağlıyordu. Günümüzde bu bağların zayıflaması yalnızlığı artırıyor ve ruh sağlığını olumsuz etkileyebiliyor.” dedi.

“Yapay zeka bilinçli kullanılmazsa yanlış yönlendirebilir”

Yapay zekanın sunduğu imkanların yanında bazı riskleri de beraberinde getirdiğini ifade eden Tarhan; “Yapay zeka zaman zaman halüsinasyon üretebilir, yani olmayan bilgileri varmış gibi sunabilir. Bu nedenle özellikle sağlık ve psikoloji gibi alanlarda yapay zekanın tek başına karar verici olarak görülmesi doğru değildir. Yapay zeka insanın yardımcısı olduğunda önemli faydalar sağlayabilir. Ancak bilinçsiz kullanıldığında kişileri yanlış yönlendirebilir, hatalı kararlar almalarına neden olabilir. Yapay zeka bilinçli bir varlık değildir ve insanın yerini alması mümkün değildir.” ifadelerini kullandı.

 “Dijital demans ve dijital otizm riski giderek artıyor”

Özellikle çocuklar ve gençlerde yoğun ekran kullanımının bazı riskler oluşturduğunu belirten Tarhan; “Ergenlik öncesi dönemde aşırı dijital maruziyet çocukların sosyal ve duygusal gelişimini olumsuz etkileyebiliyor. Günümüzde dijital demans ve dijital otizm olarak tanımlanan durumlar giderek daha sık görülüyor. Çocukların gerçek sosyal ilişkiler kurabilmesi, beş duyunun aktif olduğu fiziksel etkileşimler yaşayabilmesi büyük önem taşıyor. Dijital dünya tamamen reddedilmemeli ancak mutlaka belirli bir amaç doğrultusunda ve bilinçli şekilde kullanılmalıdır.” diyerek sözlerini tamamladı. 

Paylaş
Oluşturulma Tarihi25 Haziran 2026