Prof. Dr. Tarhan: “Bağlantı çok, derin ve güvenli bağlanma yok”
Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, EKOTÜRK TV ekranlarında yayınlanan “Ahu Orakçıoğlu ile Akşam Masası” programının canlı yayın konuğu oldu. Tarhan, “Toplum ve Psikolojimiz” konusunda; insan davranışlarının güven, adalet ve toplumsal koşullarla ilişkisini değerlendirdi. Türkiye’nin kimlik oluşumu sürecine, farklılıkları tolere edebilme ve toplumsal sözleşmenin önemine dikkat çeken Tarhan, gençlerde güvenli bağlanma ve sosyal izolasyon sorunlarına değindi. Küresel narsistik kültürün yalnızlık, evlilikten kaçınma ve kişiler arası çatışmalar üzerindeki etkisini ele alan Tarhan, çocukların ve gençlerin kimlik gelişiminde aile ilişkilerinin rolüne de dikkat çekti. Tarhan ayrıca gençlerin bireysellik, adalet ve masumiyet beklentilerinin öne çıktığını belirterek doğru rehberliğin önemini de vurguladı.
“Belirsizlik insanın en çok tahammül edemediği durumdur”
Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, insanlık tarihine bakıldığında iyilik ve kötülüğün dönemsel olarak birbirini takip ettiğine dikkat çekerek güven duygusunun önemine işaret etti. Tarhan; “İnsanlık tarihine baktığımız zaman iyilik ve kötülük sinüzoidal olarak ilerliyor. Kötülük artıyor, iyiliğin kıymeti anlaşılıyor. Kötülüğün kötü sonuçları görülmeye başlıyor, ‘İyilik önemli.’ deniyor. Bu kez kötülük azalıyor iyilik artmaya başlıyor. Roma dış tehditten yıkılmadı, tamamen iç karışıklıklarla yıkıldı. İçimizde kötü bir parça var. Yani hatta bunu Hobbes ‘İnsan insanın kurdudur.’ diyor. Buna karşı bizim kültürümüz, kadim kültürler ‘İnsan insanın yurdudur ve ufkudur.’ diyor. Ne zaman insanın kurdu oluyor? Güven ortamı olmadığı zaman, herkes herkesle savaşıyor gibi durum olursa, adil paylaşma olmazsa... Şu üç soruyu soruyorsa insan, güven gelişmiyor: Birincisi, ‘Hakkım yenilecek mi?’, ikincisi, ‘Aldatılacak mıyım?’, üçüncüsü, ‘Kurallar herkes için geçerli mi?’ Bu soruları soramıyorsa bir insan beyni tehdit ile çalışıyor, belirsizlik oluyor. Belirsizlik insanın en tahammül edemediği durumdur. Ormanda gidiyorsun nereden hangi tehlike çıkacağını bilmiyorsun, yemekten içmekten kesilirsin, güven odaklı şey yaparsın. İnsan böyle durumlarda yaşam kalımına odaklanır yani kendini geliştirmeye, büyümeye değil yaşam kalımına odaklanır. Böyle bir tehdit algısı oluyor.” ifadelerini kullandı.

“Farklılıkları tolere edebilme yönünden ilerledik”
Türkiye’nin toplumsal kimlik oluşumu sürecinde yaşadığı sorunlara ve zaman içinde alınan mesafeye dikkat çeken Tarhan; “Türkiye kimlik karmaşasını aşamadı. Osmanlı’dan sonra Cumhuriyet’le birlikte kimlik kaosu... Normalde bir insan ergenliğe girdiği zaman ‘Ben kimim, nereye yönelmeliyim, niçin?’ der. Bir aidiyet duygusu gelişir, kimlik gelişir, kimlik karmaşasını ve kimlik kaosunu aşar. 22 yaş civarı ergenlik biter. Ondan sonra kendisiyle barışık, toplumla barışık ve hedefe yönelik hayat sürer. Eskiye göre toplumsal olarak kimlik karmaşasında mesafeler alınıyor. Bizde şu anda baba kompleksi var. Osmanlı’nın bitişi hasta baba. Yasın çözülmesi lazım, matemi çözemedik. Çünkü Türkiye’de kurulu düzen çözülmesini istemiyor. Türkiye’de resmi ideoloji istemiyor. İlginç bir sosyolojik tespit var. Türkiye sanki 1930’lara takılıp kalsın istiyor. Anakronik var burada. Bunun sebebi kimlik karmaşasını aşamamamız ve bunun politize olması. Bu konuda toplumsal sözleşme oluşamaması. Toplumsal sözleşme olursa biter ama bu konuda eskiye göre çok mesafe alındı. Çok daha fazla farklılıkları tolere edebilme yönünden ilerledik.” şeklinde konuştu.
“Anadolu irfanı olarak iş birliği kurmaya yatkınız”
Güven duygusunun insanın iş birliği yapma eğilimi üzerindeki etkisine vurgu yapan Tarhan, toplumsal ortamın insan davranışlarını şekillendirdiğini ifade etti. Tarhan; “İnsan kendini güvende hissetmediği, adil bir ortamda hissetmediği zaman insan kurdu oluyor ama insan kendini güvende hissettiği zaman, gelecek kaygısı olmadığı zaman insanla iş birliği yapmaya başlıyor. Sistem şartlara göre değişiyor. Biz Anadolu irfanı olarak adil paylaşımın olduğu, gelecek kaygısının olmadığı, kendini güvende hissettiği bir ortam olduğu zaman hızla iş birliği kurmaya yatkınız. Gerilim varsa, kutuplaşma varsa, ayrımcılık varsa bu sefer herkes birbirine suç atıyor, şiddet artıyor, bu olaylar artıyor ve gidişat kötü, ‘Kendimi korumalıyım.’ diyor insan. Bu Hobbes’un teorisidir.” dedi.
“Yolsuzluk ve yoksulluk artarsa kimse mutlu olmuyor”
Toplumsal düzenin sürdürülebilmesinde adalet, şefkat ve merhametin önemine dikkat çekerek genç kuşağın özellikleri ve ihtiyaçları üzerine değerlendirmelerde bulunan Tarhan; “Yolsuzluk ve yoksulluk artarsa kimse mutlu olmuyor. Machiavelli ‘Aslan gibi güçlü olmalı, tilki gibi kurnaz olmalı bir lider ama ahalisine şefkatli davranmalı.’ diyor. Makyavelist bakış açısında bile öyle fakat şöyle diyor: ‘Kendisine zarar verecek olanlara şefkatli olmak zorunda değil. Birkaç kişi bazen sallandırabilir.’ diyor. Bizim toplumumuz saygıyı, şefkati, merhameti çok önemsiyor. Birçok yıpranmalara, küresel fırtınalara, dijital etkilere, şeffaf olmayan algoritmalara rağmen önemsiyor. Ben Z kuşağını tehdit altında görmüyorum. Benmerkezciler, konforcular fakat sevimliler. Masumiyet ve adalet beklentileri yüksek gençlerin. Yeni jenerasyonda çok belirgin fark var. Bireysellik ön planda burada. Zaten kaosun olduğu ortamda insanlar bireyselleşiyorlar. Kaotik ortamlarda kolektif davranmak yerine bireysel, bireyci davranmaya yatkın oluyorlar. Burada önderlik olarak gördükleri kişiler onlara iyi yol gösterici olurlarsa, rehber olurlarsa toparlayabilirler.” ifadelerini kullandı.

“Çatışma çözümünü bilen anne baba o çatışmayı çözebilir”
Çocukların kimlik gelişiminde anne ve babanın yanı sıra aile içindeki ilişkinin de önemli bir rol oynadığını vurgulayan Tarhan; “10-12 yaşına kadar anne baba çocuğun kahramanıdır. Ondan sonra anneyi babayı sorgulamaya başlar. Ergenliğe girdiğinde ‘Ben kimim, nereye yönelmeliyim, niçin?’ sorularını sorarken burada anneyi babayı eleştirmeye başlıyor. Eleştirirken arkadaşlarını anne babadan daha önemli bir yere koyması yaşının doğasına uygun. Çatışma çözümünü bilen anne baba o çatışmayı çözebilir. İnsanlık hâli, kırılabilir, ses tonları yükselebilir, bazen şiddet davranışı olabilir ama daha sonra onu telafi edebilir. Çocuk üç şeyi örnek alır. Anneyi, babayı, bir de onların ilişkisini örnek alır. O ilişki evdeki kurallardan daha etkilidir. Gençler şu anda iyiyi ve kötüyü anneden ve babadan topluyorlar. Sonrasında kendi kimliklerini oluşturuyorlar.” şeklinde konuştu.
“Bağlantı çok, bağlanma yok”
Psikolojik rahatsızlıklarda çevresel faktörlerin önemine dikkat çeken Tarhan, gençlerde sosyal izolasyon ve güvenli bağlanma sorunlarının öne çıktığını belirtti. Tarhan; “Psikolojik rahatsızlıklarda çevresel faktör artık genetik aktarımın önüne geçti. Kişilik yüzde 30, epigenetik öğrenme yüzde 60. Eskiden yüzde 50 deniyordu. Aslında bağlantı çok ama gençlerde bağlanma yok. Bağlantı var ama derin ve güvenli bağlanma yok. Kalabalık içinde yalnız oluyor kişiler. İngiltere’de 53 bin kişi üzerine yapılmış, 2018’de Büyük Manchester City Üniversitesi ile BBC’nin birlikte yaptığı büyük bir çalışma var. ‘Yalnızım, çok yalnızım.’ diyenler tespit ediliyor. 16-24 yaş arası yüzde 40, 75 yaşın üzeri yüzde 24. Bunların çoğunda sosyal izolasyon, dijital izolasyon var. Türkiye’de de hiç farklı değil.” dedi.
“O sahte bir rahatlama oluyor”
Narsistik kültürün küresel ölçekte yaygınlaşmasının yalnızlık, evlilikten kaçınma ve kişiler arası çatışmalar üzerindeki etkisine dikkat çeken Tarhan; “Epidemi, pandemi oluyor artık. Narsisizm, küresel narsisizm oluyor. Bizde olduğu gibi bütün dünyada yani yalnızlığın, özellikle insanların evlenmekten kaçınmalarının, korkmalarının ve çatışmaların arka planındaki en büyük sebebi narsistik kültürün yaygınlaşması. Buna da kapital sistem çok teşvik ediyor, rekabeti teşvik ettiği için ve tüketimi artırarak üretimi artırmak gibi bir bakış açısı olduğu için. ‘Her şeye layıksın, sen iyisin, mükemmelsin.’ diyerek, ‘Hatalar yoktur, sonuçlar vardır. Sen iyisin.’ diyerek. Kişilik yapımız çeşni gibidir: iyi, kötü, acı, ekşi, turşu, hepsi vardır. İyi parçamız var, kötü parçamız var. Bizim önerdiğimiz bir insan içindeki olumsuz, kötücül yönlerini bilsin, onunla yüzleşerek özgüven sahibi olsun, onu yok sayarak değil. Şu anda küresel kültür negatif yönlerini yok sayarak, dış nedene bağlayarak, ‘O yaptı.’ yani narsistik davranışta da ne var zaten, ‘Ben iyiyim, o kötü.’ deyip dışsallaştırıyor, kolayca yansıtarak. O sahte bir rahatlama oluyor ama bir insan yalnız kalıyor.” şeklinde konuştu.
“Mükemmellik maskelerine tehdit gibi algılarlar”
Narsistik kişilik özelliklerinde gücün ve kontrolün temel bir dinamik olarak öne çıktığını belirten Tarhan; “Narsistik kişilik özelliğinde güç odaklı bir düşünce vardır. Gücü yüceltirler. Güç onlar için temel dinamiktir. ‘Güçlü olmalıyım, her şeyi kontrol etmeliyim, özel, önemli, üstün olmalıyım, karşı taraf benim canımı hiç sıkmamalı, her şey mükemmel olmalı, hep bana itaat etmeli.’ Bu şekilde bir yaklaşımları vardır. Narsistik kişiler eleştiriye tahammül edemezler. ‘Bu farklı düşünüyor.’ diyemezler. ‘Bu benim düşmanım gibi mi acaba?’ demeye başlarlar. Farklı düşüneni tehdit gibi görmeye başlarlar. Hatta kendi mükemmellik maskeleri vardır. Mükemmellik eleştirisini, mükemmellik maskelerine tehdit gibi algılarlar, müthiş korkarlar. Narsistler iç dünyalarında müthiş korkaktırlar. Onların oksijeni övgüdür.” şeklinde konuştu.

