Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Dijital çağda fırtınaya karşı deve gibi dayanıklı olmalıyız!”
Üsküdar Üniversitesi tarafından düzenlenen “Toplum İçin Bilim Eğitim Seminerleri” nin “Dijital Dünya ve Toplum” başlıklı dördüncü oturumunda konuşan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, dijitalleşmenin insanlık tarihinde köklü bir dönüşümü beraberinde getirdiğini belirterek, bu sürecin ancak güçlü değerler, aile bağları ve psikolojik dayanıklılık ile yönetilebileceğini söyledi.
Prof. Dr. Tarhan, dijital çağın hızını “çöl fırtınasına” benzeterek, bireylerin bu süreçte “deve gibi dayanıklı beceriler” geliştirmesi gerektiğini vurguladı.
Prof. Dr. Tarhan, “Bir metafor olarak ifade etmek gerekirse hayatta kalmak için develeşmek gerekir. Çünkü bu hız fırtınasında başka türlü ilerleyemeyiz. Akut durumlarda kenara çekilmek gerekir, ancak bu çöl koşullarında ilerlemek zorundaysak, develerden örnek almamız gerekir.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi tarafından düzenlenen “Toplum İçin Bilim Eğitim Seminerleri”nin dördüncü oturumu, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın katılımıyla gerçekleştirildi.
Gazeteci Şaban Özdemir’in moderatörlüğünde online gerçekleştirilen, Türkiye’nin ve Dünyanın farklı bölgelerinden kişilerin katıldığı program “Dijital Dünya ve Toplum” başlığında yapıldı. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, dijitalleşmenin insanlık için yeni bir gerçeklik alanı oluşturduğunu belirterek, bu dönüşümün matbaanın icadı kadar köklü etkiler doğuracağını söyledi.
Prof. Dr. Tarhan, içinde bulunulan süreci “iki gerçeklikli bir yaşam” olarak tanımlayarak, “Artık yalnızca fiziksel dünyada değil, aynı zamanda dijital bir gerçeklikte yaşıyoruz. Bu dönüşüm, 200-300 yıl önceki endüstri devrimi gibi insanlık tarihini yeniden şekillendirecek güçte.” dedi.

“Teknoloji hız, değerler ise yön verir”
Dijitalleşmenin insan hayatına büyük bir hız kazandırdığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, bu hızın doğru yönetilmemesi halinde ciddi riskler doğurabileceğine dikkat çekerek, “Teknoloji bize hız veriyor ama yön vermiyor. Yönü değerler belirler. Hızlı giden bir Ferrari düşünün; eğer direksiyondaki kişi usta değilse o araç takla atar. Bugün dijital dünyada da aynı risk var. Eğer bu hıza uygun beceriler geliştirmezsek, özellikle gençler bu sürecin kurbanı olabilir.” diye konuştu.
“Dikkat süresi 15 dakikadan 1 dakikaya düştü”
Bilgi çağında yaşanan hızlı dönüşümün insan zihni üzerindeki etkilerine de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Eskiden öğrencilerin dikkati 15 dakika sonra dağılırdı, şimdi bu süre 1-3 dakikaya kadar indi. Bilginin yarı ömrü 30 yıldan 3 yıla düştü. Bu hız, insan zihninin taşıyabileceğinin ötesine geçmiş durumda.” ifadesinde bulundu.
Dopamin tuzaklarına dikkat!
Prof. Dr. Tarhan, dijital dünyanın insan beyninde hızlı haz mekanizmalarını tetiklediğini belirterek, “Teknoloji dopamin üzerinden çalışır; yani hızlı haz verir. Ama değerler serotonerjik sistemle ilgilidir ve emek, sabır, anlam gerektirir. Eğer sadece haz odaklı yaşarsak, anlamı kaybederiz.” şeklinde konuştu.
Dijitalleşmenin sosyal ilişkiler üzerindeki etkilerine de değinen Prof. Dr. Tarhan, yüz yüze iletişimin yerini alan sanal etkileşimlerin ilişkileri yüzeyselleştirdiğini söyledi. Prof. Dr. Tarhan, “Aynı evde yaşayan insanlar bile dijital iletişimle birbirinden kopabiliyor. Buna ‘eş zamanlı yalnızlık’ diyoruz. Fiziksel temasın azalması, ilişkilerin derinliğini zayıflatıyor ve kırılgan hale getiriyor.” dedi.

Mutluluk dışarıda değil, içeride!
Modern yaşamın mutluluğu yanlış yerde aradığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Lüks içinde yaşayan ama mutlu olmayan birçok insan var. Çünkü mutluluğu dış koşullara bağlamışlar. Oysa mutluluk içsel bir durumdur. Küçük şeylerden mutlu olabilmek, şükran duygusu geliştirmek gerekir.” diye konuştu.
Seminerde, pozitif psikolojinin önemli yaklaşımlarından biri olan PERMA modeline de değinen Prof. Dr. Tarhan, psikolojik dayanıklılığın bu modelle güçlendirilebileceğini belirtti.
Anlam odaklı yaşam şart
Dijital çağda hayatta kalmanın anahtarının anlam odaklı yaşam olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan,
“Haz odaklı değil, anlam odaklı bir yaşam felsefesi geliştirmeliyiz. İnsan hayatının sonunda nasıl anılmak istediğini düşünmeli. Bu bakış açısı, hem bireysel mutluluğun hem de toplumsal sağlığın temelidir.” ifadesinde bulundu.
‘Dijital Otizm’ başladı
Prof. Dr. Tarhan, özellikle erken çocukluk döneminde ekran maruziyetinin nörogelişimsel etkilerine vurgu yaparak, şu ifadeleri kullandı:
“0-3 yaş arası dönemde ekran maruziyeti olan çocukların sosyal ve duygusal beyin alanlarında gelişim geriliği olduğu görülüyor. Bu durum artık literatürde de klinikte de gözlemleniyor. Hatta buna ‘dijital otizm’ deniyor.”
Küçük yaşta dijital ekranlara uzun süre maruz kalan çocuklarda dil gelişimi ve sosyal becerilerin ciddi biçimde etkilendiğini belirten Tarhan, “Çocuk konuşma becerisini geliştiremiyor çünkü konuşmaya ihtiyaç duymuyor. Sürekli ekran karşısında pasif bir izleyici oluyor. Bu durumda hem sözcük üretimi hem ince motor beceriler hem de sosyal-duygusal gelişim zayıflıyor.” diye görüşlerini dile getirdi.
Tek yönlü ilişki beyni geliştirmiyor
Çocuk beyninin gelişiminde karşılıklı etkileşimin kritik olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, dijital ortamların bu süreci bozduğunu ifade ederek, “Beyin çift yönlü ilişkiyle gelişir. Tek yönlü ekran ilişkisiyle sosyal ve duygusal beyin gelişimi gerçekleşmez. Bu nedenle erken yaşta ekran bağımlılığı ciddi bir risk oluşturuyor.” dedi.
Prof. Dr. Tarhan, bazı ülkelerde alınan önlemlere de dikkat çekerek, “İsveç 0-3 yaş arasında ekranı tamamen yasakladı. Bazı ülkelerde bu yaş grubu için ekran maruziyeti sıfıra indirildi. Daha büyük yaşlarda ise günlük süre ciddi şekilde sınırlandırılıyor.” diye konuştu.

Gençlerde yalnızlık ve intihar oranları artıyor
Dijitalleşmenin sadece çocukları değil gençleri de etkilediğini belirten Prof. Dr. Tarhan, küresel ölçekte artan yalnızlık ve ruh sağlığı sorunlarına dikkat çekti.
“16-24 yaş aralığında ‘çok yalnızım’ diyenlerin oranı bazı araştırmalarda yüzde 40’lara ulaşıyor. Pandemi sonrası bu oran daha da arttı. Genç intiharları da ciddi bir alarm seviyesinde.” diyen Prof. Dr. Tarhan, İngiltere’de kurulan “Yalnızlık Bakanlığı” gibi girişimlerin bile bu sorunun küresel boyutunu gösterdiğini ifade etti.
Dijitalleşme tek başına suçlu değil
Dijital teknolojinin tamamen olumsuz bir unsur olarak görülmemesi gerektiğini ancak kontrolsüz kullanımın ciddi riskler doğurduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Teknoloji tarafsızdır. İyi kullanılırsa hayatı kolaylaştırır, kötü kullanılırsa insanı savurur. Ferrari örneğinde olduğu gibi, hız var ama direksiyonu tutacak eğitim yoksa risk büyür. Onu kullanabilmek bir eğitim, donanım gerektirir…” dedi.
Prof. Dr. Tarhan, dijital dönüşümün toplumsal etkilerine ilişkin “Bu hızlı dönüşümün bedelini en çok gençler ödüyor. Aileler, eğitim sistemi ve toplum bu yeni gerçekliğe uyum sağlayamazsa psikolojik sorunlar artmaya devam edecek.” uyarısında bulundu.
Güçlü aile bağları dijital dünyanın zararlarını önlüyor
Toplumun giderek “tüketim odaklı” bir yapıya sürüklendiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, üretim kültürünün zayıflamasını kritik bir risk olarak nitelendirdi.
Hızlı dijitalleşme karşısında korku yerine güçlü sosyal bağların önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Dijital hızlı değişimden korkmayalım. Aile bağlarını ve sosyal bağları güçlü tutarsak dijital dünyanın zararlarını büyük ölçüde önleriz.” diye konuştu.
Aile toplumun çekirdeği
Prof. Dr. Tarhan, aile yapısını “atom çekirdeği” metaforuyla açıklayarak, güven ilişkilerinin toplumsal yapının temelini oluşturduğunu söyledi. Prof. Dr. Tarhan, “Aile toplumun çekirdeğidir. Güven bağı ise o çekirdeğin nükleer enerjisidir. Güvenin olduğu ailede çocuk dış dünyadan zarar görse bile tekrar geri döner.” dedi.
Dijitalleşmenin getirdiği hızın kontrol edilmemesi halinde bireyleri ve toplumu savurabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Bu çağda değişmeyen şey hızdır. Eğer bu hıza uygun zihinsel ve duygusal donanım geliştirmezsek, dijital fırtınada ayakta kalamayız.” ifadesinde bulundu.
“10 yaşına kadar çocuk anne babayı taklit eder. Ailede dijital okuryazarlık varsa çocukta da gelişir. Ama anne baba örnek olamıyorsa profesyonel destek gerekebilir.” diyen Prof. Dr. Tarhan, ergenlik döneminde çocukların farklı rol modeller aramaya başladığını, bu süreçte ebeveyn rehberliğinin kritik olduğunu söyledi.
Kahramanmaraş olayı
Anne-baba iyi örnek olamıyorsa, böyle durumlarda profesyonel yardım alınması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:
“Çocuğun bir psikiyatri uzmanına götürülmesi gerekebilir. Kahramanmaraş olayında da aktarılanlardan gördük ki iki psikolog, çocuğun psikiyatriye yönlendirilmesi gerektiğini ifade etmiş. Çocukta ciddi davranış bozuklukları olduğu, ilaç tedavisi gerektirecek düzeyde sorunlar bulunduğu ve tedavisiz bırakıldığı belirtilmiş. Bu durum ciddi bir ihmal ve aynı zamanda bir tür istismar olarak değerlendiriliyor. Anne-babanın çocuğu tedavi ettirmemesi, çocuğun ihmal edilmesi anlamına gelir ve bu da bir çocuk istismarıdır. Avrupa’da benzer bir durumda devletin müdahale ederek çocuğu zorunlu tedaviye yönlendireceği ifade edilmektedir. Okul ortamında da öğretmen ve okul psikoloğunun yönlendirmelerine rağmen gerekli adımların atılmadığı durumlar yaşanabiliyor.”
Eğitimde sınırlar net olmalı!
Eğitim sistemindeki bazı sorunlara da dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Bazı durumlarda evde liderliğin çocuklara geçtiği, okulda ise sınıf liderliğinin zayıfladığı görülüyor. Oysa sınıf yönetiminde liderin öğretmen olması gerekiyor. Öğretmen sınıf lideri olamaz hale gelirse eğitim sistemi çöker. Anne baba her şeye karışan müşteri gibi görülmemeli. Eğitimde sınırlar net olmalı.” ifadesinde bulundu.
Aile içi rol karmaşasına da değinen Prof. Dr. Tarhan, “çocuk merkezli aile modelinin” uzun vadede sağlıklı olmadığını ifade etti.
Fırtınada hayatta kalma modeli
Prof. Dr. Tarhan, dijital çağın hızını “çöl fırtınasına” benzeterek, deve metaforu üzerinden anlattı:
“Bu çağ bir çöl fırtınası gibi. Hayatta kalmak için develeşmek gerekir. Çünkü bu hız fırtınasında başka türlü ilerleyemeyiz. Akut durumlarda kenara çekilmek gerekir, ancak bu çöl koşullarında ilerlemek zorundaysak, develerden örnek almamız gerekir. Deve çölde nasıl ilerler? Örneğin deve dikenleri çatır çatır yer, ağzına hiçbir şey olmaz. Ayağının altına diken battığında ise hemen yola devam edemez, durmak zorunda kalır. Bu şekilde özel bir donanımla yaratılmıştır. Uzun süre su içmeden yaşayabilir; hörgücü su deposu gibi görev yapar. Su içtiğinde ise çok miktarda su içer ve bunu uzun süre kullanır. Biz de bu örnekten hareketle, hörgüçte su biriktiren deve gibi dayanıklılık becerilerimizi geliştirmeliyiz. Yani psikolojik dayanıklılık eğitimini içselleştirmemiz gerekir. Devenin göz yapısında da çöle uygun özel bir koruma, perde sistemi vardır; kum fırtınasında bile görebilmesini sağlayan bir kapak sistemi bulunur. Bu da bize, içinde bulunduğumuz çağda kendimizi ve çocuklarımızı bu koşullara uygun şekilde geliştirmemiz gerektiğini gösterir. Bu nedenle bu çağda değiştiremeyeceğimiz şartlara karşı, doyumu erteleme becerisi geliştirmemiz gerekir.”
Dopamin tuzağına dikkat!
Modern çağın en büyük risklerinden birinin “hemen ve şimdi” kültürü olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Dopamin tuzağı, insanı kısa vadeli hazza mahkûm eder. Oysa serotonin sistemi uzun vadeli mutluluğu sağlar.” dedi.
Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel’in de katıldığı online buluşmada Prof. Dr. Tarhan, bireylerin sadece teknoloji kullanmayı değil, sonuçları öngörmeyi de öğrenmesi gerektiğini belirterek, “Hangi davranışın hangi sonucu doğuracağını bilmek, bu çağın en önemli becerisidir. Planlama, dayanıklılık ve değerler eğitimi olmadan dijital çağ yönetilemez.” şeklinde sözlerini tamamladı.
